Ekonomim’den Emre Alkin’in haberine göre Ortadoğu’da İran merkezli bir savaşın ekonomik etkisi yalnızca petrol fiyatı üzerinden okunamaz. Turizm, havacılık, gayrimenkul ve hizmet ekonomisi bu tür jeopolitik şoklara en hızlı tepki veren sektörlerdir. Çünkü bu sektörlerin temel girdisi güvenlik algısıdır. Bir bölgede savaş riski yükseldiğinde turist önce planını erteler, havayolu şirketleri uçuş rotalarını değiştirir; yatırımcı, gayrimenkul alımını beklemeye alır ve restoran-perakende zinciri, turizmdeki düşüş ile birlikte gelir kaybı yaşamaya başlar. Bu nedenle İran savaşı uzadıkça Arap ülkelerinde ve Türkiye’de ekonomik etkinin en hızlı görüleceği alan turizm olacaktır. Etkiyi daha net görmek için üç farklı senaryo üzerinden okumak gerekir.
1- Turist sayısı %10 azalırsa
Bu senaryo genellikle kısa süreli veya sınırlı çatışmalarda görülür. Güvenlik algısı zedelenir ama bölge tamamen riskli bir destinasyon olarak görülmez.
Birleşik Arap Emirlikleri yılda yaklaşık 17-18 milyon turist ağırlıyor ve turizmden yaklaşık 45 milyar dolar gelir elde ediyor. Turist sayısının %10 düşmesi halinde yaklaşık 4-5 milyar dolar gelir kaybı oluşabilir. Bu durum restoran, alışveriş ve otel sektörlerinde yaklaşık %6-8 ciro kaybı anlamına gelir. Dubai’de turizmle bağlantılı gayrimenkul satışlarında da yaklaşık %8-10 daralma görülebilir.
Suudi Arabistan son yıllarda turizm gelirlerini hızla artırarak yıllık yaklaşık 80 milyar dolar seviyesine yaklaştırdı. Turist sayısının %10 düşmesi 7-8 milyar dolar gelir kaybına neden olabilir. Havacılık tarafında uçuş rotalarının uzaması ve yakıt maliyetlerinin artması havayolu maliyetlerini %8 civarında yükseltebilir.
Katar’da turizm gelirleri yaklaşık 16 milyar dolar civarındadır. %10 turist kaybı yaklaşık 1,5 milyar dolar gelir azalması anlamına gelir. Bu durum Doha’daki otel doluluk oranlarını %70 seviyelerinden %60 civarına düşürebilir.
Türkiye açısından bakıldığında yıllık yaklaşık 60 milyon turist ve 60 milyar dolar turizm geliri söz konusudur. Turist sayısının %10 düşmesi halinde Türkiye yaklaşık 6 milyar dolar gelir kaybı yaşayabilir. Turizmle bağlantılı restoran, ulaşım ve perakende sektörlerinde %7-8 ciro kaybı oluşması mümkündür.
2- Turist sayısı %25 azalırsa
Bu senaryo genellikle savaşın birkaç ay sürmesi ve bölgesel güvenlik algısının belirgin şekilde bozulması durumunda ortaya çıkar.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde turist sayısının %25 düşmesi yaklaşık 11-12 milyar dolar turizm geliri kaybı yaratabilir. Dubai’de otel doluluk oranları %75 seviyesinden %50-55 bandına gerileyebilir. Gayrimenkul tarafında yabancı yatırımcı talebinin düşmesiyle konut fiyatlarında %12-15 düzeltme görülebilir.
Suudi Arabistan’da bu ölçekte bir turist kaybı yaklaşık 20 milyar dolar turizm geliri kaybı anlamına gelir. Mega projeler ve turizm yatırımlarının bir kısmı ertelenebilir. Havacılık sektöründe yolcu sayısı düşüşü nedeniyle havayolu gelirlerinde %15-20 daralma yaşanabilir.
Katar’da %25 turist kaybı yaklaşık 4 milyar dolar turizm geliri kaybı yaratabilir. Bu durum özellikle lüks otel ve kongre turizmi gelirlerinde ciddi daralma anlamına gelir.
Türkiye açısından %25 turist kaybı yaklaşık 15 milyar dolar turizm geliri kaybı demektir. Böyle bir durumda turizm sektörü doğrudan etkilenirken restoran, ulaşım ve perakende sektörlerinde %15-18 gelir düşüşü görülebilir. Turizm bölgelerinde istihdam kaybı da oluşabilir.
3- Turist sayısı %40’tan fazla azalırsa
Bu senaryo genellikle savaşın uzaması ve bölgenin küresel medyada “riskli destinasyon” olarak algılanması halinde ortaya çıkar.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde turist sayısının %40’tan fazla düşmesi turizm gelirlerinde 18-20 milyar dolar kayıp yaratabilir. Otel doluluk oranları %40 seviyelerine kadar gerileyebilir. Bu durum restoran ve alışveriş sektöründe %30’a varan gelir düşüşü anlamına gelir.
Suudi Arabistan’da turist sayısındaki %40’lık düşüş yaklaşık 30 milyar dolar turizm geliri kaybı anlamına gelir. Havacılık ve eğlence sektöründe ciddi daralma yaşanabilir.
Katar’da bu ölçekte bir düşüş turizm gelirlerinin yaklaşık 6–7 milyar dolar azalması anlamına gelir. Doha’daki otel ve kongre turizmi ciddi darbe alır.
Türkiye açısından ise %40’tan fazla turist kaybı yaklaşık 24-25 milyar dolar turizm geliri kaybı anlamına gelir. Böyle bir senaryoda yalnızca turizm değil, hizmet sektörünün tamamı etkilenir. Restoran, ulaşım ve perakende sektörlerinde %25-30 ciro kaybı oluşabilir. Ayrıca turizm bölgelerinde işsizlik ve işletme kapanmaları artabilir.
Ancak turizm talebi tamamen ortadan kaybolmaz; yön değiştirir. Körfez ve Orta Doğu’ya gitmekten kaçınan turistler genellikle uçuş güvenliği ve siyasi risk algısı daha düşük olan destinasyonlara yönelir. Avrupa turisti açısından ilk alternatifler İspanya, Yunanistan, Portekiz ve İtalya gibi Akdeniz destinasyonları olur. Bu ülkeler hem coğrafi olarak yakın hem de güvenli hava sahaları üzerinden kolay ulaşılabilir durumdadır. Aynı şekilde Güneydoğu Asya’da Tayland, Vietnam ve Endonezya gibi destinasyonlar da uzak ama güvenli seçenekler olarak öne çıkar.
Havacılık açısından bakıldığında uçuş rotalarının güvenliği belirleyici olur. İran, Irak ve Körfez çevresindeki hava sahalarının riskli hale gelmesi durumunda Avrupa’dan Asya’ya uçuşların önemli bir kısmı kuzey rotalarına kayar. Bu da Orta Doğu aktarmalı uçuşların bir bölümünün Avrupa veya Uzak Doğu merkezlerine yönelmesi anlamına gelir. Örneğin Singapur, Bangkok ve Tokyo gibi şehirler uzun menzilli uçuşlarda daha cazip aktarma merkezleri haline gelebilir.
Türkiye için bu yön değişimi hem risk hem fırsat yaratır. Eğer bölgesel güvenlik algısı Türkiye’yi de kapsayacak şekilde olumsuzlaşırsa turistler tamamen Akdeniz’in batısına kayabilir. Ancak Türkiye güvenli bir destinasyon olarak algılanmayı başarırsa, Körfez ve Orta Doğu’ya gidemeyen turistlerin bir kısmını çekme ihtimali de vardır. Bu durumda özellikle Antalya, Bodrum ve İstanbul gibi destinasyonlar alternatif tatil merkezleri haline gelebilir ve turizm kaybının bir bölümü telafi edilebilir. Jeopolitik kriz dönemlerinde turizm akışı genellikle tamamen durmaz; sadece daha güvenli görülen rotalara doğru yeniden dağılım gösterir.