Yükleniyor

Tarihi Alanlar Turizmin Değil, Geleceğin de Emanetidir

Zafer Özcivan / Ekonomist-Yazar

Türkiye, dünyanın en zengin tarihi miraslarından birine sahip ülkelerden biri. Anadolu'nun neresine gidersek gidelim, karşımıza binlerce yıllık bir medeniyetin izleri çıkıyor. Antik kentler, kaleler, camiler, kiliseler, hanlar, hamamlar, köprüler, saraylar ve tarihi yerleşimler bu toprakların geçmişten bugüne taşıdığı büyük bir hazineyi oluşturuyor. Ancak bu zenginliğe sahip olmak tek başına yeterli değil. Asıl mesele, bu tarihi mirası koruyarak gelecek nesillere aktarabilmek.


Bugün turizm açısından en önemli sorunlardan biri, bazı tarihi alanların yeterince korunamaması ve turizme doğru şekilde kazandırılamamasıdır. Tarihi bir yapının yıllar içinde bakımsız kalması, çevresinin plansız yapılaşmaya açılması, ziyaretçilerin bilinçsiz davranışları veya gerekli restorasyon çalışmalarının zamanında yapılmaması, yalnızca geçmişimize zarar vermiyor. Aynı zamanda Türkiye'nin turizm gelirlerini ve ülkenin gelecekteki turizm potansiyelini de olumsuz etkiliyor.


Çünkü turist artık yalnızca deniz, kum ve güneş aramıyor. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanlar; tarih görmek, farklı medeniyetleri tanımak, kültürleri keşfetmek ve geçmişin izlerini yerinde yaşamak istiyor. Türkiye ise bu konuda son derece şanslı. Fakat tarihi alanlarımızı koruyamazsak sahip olduğumuz bu büyük avantajı zaman içinde kaybedebiliriz.


Bir düşünelim. Binlerce yıl ayakta kalmış bir antik kent, birkaç yıl süren ihmalle ciddi şekilde zarar görebiliyor. Duvarlara yazı yazılması, tarihi taşların yerinden sökülmesi, çevreye çöp bırakılması, kaçak kazılar ve kontrolsüz ziyaretler tarihi miras üzerinde telafisi zor yaralar açıyor. Bazen de sorun ziyaretçiden değil, çevrede yapılan plansız çalışmalardan kaynaklanıyor. Tarihi alanların yakınında yapılan yanlış yapılaşma, doğal görünümün bozulmasına ve bölgenin turizm değerinin düşmesine neden oluyor.


Burada en önemli konulardan biri denetimdir. Tarihi alanlarımızı korumak için sadece tabelalar koymak veya girişte birkaç görevli bulundurmak yeterli değildir. Alanların düzenli olarak denetlenmesi, güvenlik kameralarının kullanılması, ziyaretçi yoğunluğunun kontrol edilmesi ve gerekli bakım çalışmalarının zamanında yapılması gerekir.


Özellikle çok sayıda turistin ziyaret ettiği tarihi alanlarda taşıma kapasitesi dikkate alınmalıdır. Her tarihi alan sınırsız sayıda ziyaretçiyi kaldırabilecek durumda değildir. Binlerce kişinin aynı anda dar bir tarihi yapıya girmesi, zaman içinde ciddi aşınmalara yol açabilir. Bu nedenle turizmde "daha fazla turist" anlayışının yanında "daha kaliteli ve kontrollü ziyaret" anlayışının da yerleşmesi gerekiyor.


Bir başka önemli konu ise restorasyon. Tarihi yapıları korumak adına yapılan restorasyonların uzman kişiler tarafından gerçekleştirilmesi büyük önem taşıyor. Restorasyon yapılırken tarihi yapının özgünlüğünün bozulmaması gerekiyor. Tarihi bir binayı yenilemek başka, onu modern bir binaya dönüştürmek başka şeydir. Geçmişten kalan bir eserin ruhunu ve karakterini korumadan yapılan müdahaleler, bazen yapıyı korumaktan çok zarar verebilir.


Tarihi alanların korunmasında yerel halkın da mutlaka sürece dahil edilmesi gerekiyor. Çünkü bir tarihi alanın çevresinde yaşayan insanlar, o bölgenin doğal koruyucuları olabilir. Eğer yöre halkı tarihi alanın kendisine ekonomik ve sosyal katkı sağladığını görürse, koruma konusunda daha duyarlı davranacaktır.


Bu nedenle tarihi alanların bulunduğu bölgelerde yerel esnafın, rehberlerin, küçük işletmelerin, kooperatiflerin ve gençlerin turizm faaliyetlerine katılması desteklenmelidir. Turist geldiğinde sadece büyük işletmeler değil, bölgedeki vatandaş da kazanmalıdır. Böylece tarihi mirasın korunması ile ekonomik kalkınma arasında güçlü bir bağ kurulabilir.


Eğitim de bu işin temel taşlarından biridir. Çocuklara ve gençlere tarih bilinci kazandırmadan tarihi alanları korumak kolay değildir. Bir öğrenci, ziyaret ettiği antik kentin neden önemli olduğunu bilirse oraya farklı gözle bakar. Tarihi bir eserin sadece eski bir taş olmadığını, geçmişte yaşamış insanların emeğini ve kültürünü taşıdığını öğrenirse onu korumaya daha fazla önem verir.


Turistlerin de bilinçlendirilmesi gerekiyor. Tarihi alanlarda fotoğraf çekmek, gezmek ve keşfetmek elbette güzel. Ancak tarihi yapılara dokunmamak, zarar vermemek, çöp bırakmamak ve belirlenen kurallara uymak herkesin sorumluluğudur. Bu konuda bilgilendirici tabelalar, dijital uygulamalar ve rehberlik hizmetleri daha etkili kullanılabilir.


Türkiye'nin turizm hedefleri açısından tarihi ve kültürel mirasın korunması büyük önem taşıyor. Çünkü tarihi alanlar, ülkemizin rakiplerinden ayrılmasını sağlayan en önemli değerlerden biridir. Dünyanın birçok ülkesinde deniz ve güneş var. Ancak Efes'in, Göbeklitepe'nin, Kapadokya'nın, Nemrut'un, Safranbolu'nun ve Anadolu'nun dört bir yanındaki eşsiz tarihi mirasın benzerini başka bir ülkede bulmak mümkün değil.


Bu nedenle tarihi alanlara sadece turistin geldiği yerler olarak bakmamak gerekiyor. Buralar aynı zamanda ülkenin kimliği, geçmişi ve geleceğidir.


Türkiye'nin turizmde artık sadece ziyaretçi sayısını artırmaya değil, ziyaretçiye kaliteli ve unutulmaz bir deneyim sunmaya odaklanması gerekiyor. Bunun yolu da tarihi alanları korumaktan geçiyor. Çünkü bugün korunmayan bir tarihi eser, yarın turiste gösterebileceğimiz bir değer olmaktan çıkabilir.


Unutmayalım: Tarihi miras bize ait bir mülk değil, gelecek nesillerden aldığımız bir emanettir. Bu emaneti koruyabilirsek turizmimizi güçlendirir, yerel ekonomileri canlandırır ve Türkiye'nin dünyadaki kültürel değerini daha da artırabiliriz.


Turizmde kalıcı başarı, sadece daha çok turist getirmekle değil, turistin gördüğü değerleri yıllarca koruyabilmekle mümkündür. Tarihimize sahip çıkmak ise aslında geleceğimize sahip çıkmaktır.

Zaferozcivan59@gmail.com

Turizm Proje Dergisi 2021 - Tüm Hakları Saklıdır.