Zafer Özcivan / Ekonomist-Yazar
Yaz ayları geldiğinde milyonlarca vatandaşın aklındaki en önemli sorulardan biri aynı: “Bu yıl tatile çıkabilecek miyiz?” Eskiden aile bütçesinde önemli ama karşılanabilir bir harcama olarak görülen tatil masrafı, bugün birçok vatandaş için ciddi bir ekonomik yük haline gelmiş durumda. Otel fiyatlarından restoranlara, ulaşım giderlerinden plaj ücretlerine kadar turizmin hemen her alanındaki fiyat artışları, yerli turistin tatil yapmasını giderek zorlaştırıyor.
Turizmde yaşanan fiyat artışlarını sadece “otel fiyatları yükseldi” diyerek açıklamak mümkün değil. Çünkü vatandaşın karşılaştığı toplam maliyet; yolculuktan konaklamaya, yemekten içmeye, eğlenceden şehir içi ulaşıma kadar birçok kalemin birleşiminden oluşuyor. Bu nedenle “turizm enflasyonu” denildiğinde aslında vatandaşın tatil sırasında yaptığı bütün harcamaların pahalanmasını anlamak gerekiyor.
Tatilin faturası otelle sınırlı değil
Bir ailenin tatil bütçesini düşünelim. Dört kişilik bir aile otomobiliyle başka bir şehre gittiğinde daha yola çıkmadan masraf başlıyor. Akaryakıt, otoyol ve köprü ücretleri derken ulaşım maliyeti yükseliyor. Tatil bölgesine ulaşıldığında ise otel veya kiralık ev ücreti devreye giriyor.
Bununla da bitmiyor.
Kahvaltı, öğle ve akşam yemeği, market alışverişi, dondurma, kahve, plaj, otopark, şezlong, müze, tekne turu ve çocukların eğlence giderleri de hesaba ekleniyor. Sonuçta birkaç günlük tatil, ailenin aylık gelirinin önemli bölümünü tüketebiliyor.
Özellikle dar ve sabit gelirli vatandaş açısından sorun daha büyük. Çünkü gelir ile tatil fiyatları aynı hızda hareket etmiyor. Maaş birkaç ayda bir artarken turizm bölgelerinde fiyatlar sezon içerisinde bile değişebiliyor.
Bu nedenle vatandaşın hissettiği turizm enflasyonu, resmi enflasyon rakamlarından daha yüksek olabiliyor.
Yerli turist neden daha çok zorlanıyor?
Turizm sektöründe fiyatların yükselmesinin birçok nedeni var. Otellerin personel, enerji, gıda, kira, bakım ve finansman maliyetleri artıyor. Restoranlar daha pahalı ürün kullanıyor. Ulaşım giderleri yükseliyor. İşletmeler de artan maliyetlerini fiyatlara yansıtıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Maliyetlerin artması fiyat artışını açıklayabilir ama her fiyat artışının tek nedeni maliyet değildir. Turistik bölgelerde yaz aylarında talep de büyük ölçüde artıyor. Özellikle yabancı turistin yoğun olduğu bölgelerde işletmeler, daha yüksek fiyat ödeyebilen müşterilere yönelme eğiliminde olabiliyor.
Bu durum yerli turistin bütçesini daha fazla zorluyor.
Döviz kazanan yabancı turist için 100-200 avroluk bir harcama farklı anlam taşıyabilirken, aynı harcama Türk lirası üzerinden gelir elde eden bir aile için çok daha ağır bir yük oluşturabiliyor.
Dolayısıyla turizm sektörünün büyümesi ile yerli halkın turizm hizmetlerinden yararlanabilmesi aynı şey değil.
“Turizm geliri artıyor ama vatandaş tatil yapamıyor” çelişkisi
Türkiye turizm açısından önemli bir ülke. Deniz, güneş, tarih, kültür ve doğal güzellikler bakımından büyük bir potansiyele sahibiz. Her yıl milyonlarca yabancı turist ülkemizi ziyaret ediyor ve ekonomiye döviz kazandırıyor.
Bu son derece önemli.
Ancak turizm gelirlerinin yükselmesi, vatandaşın tatil yapabilmesi açısından tek başına yeterli değil.
Asıl soru şu:
Türkiye turizmden daha fazla gelir elde ederken, kendi vatandaşının tatil yapma imkânı nasıl korunacak?
Çünkü turizm sadece yabancı turist için değil, yerli halk için de bir sosyal ihtiyaçtır. İnsanların dinlenmeye, aileleriyle zaman geçirmeye, farklı yerler görmeye ve yılın yorgunluğunu atmaya ihtiyacı var.
Tatilin yalnızca yüksek gelir grubunun karşılayabileceği bir hizmete dönüşmesi ise toplumsal açıdan başka bir sorunu beraberinde getiriyor.
Her şey dahil sistemi de çözüm değil
Yerli turistin fiyatları kontrol etmek için “her şey dahil” otellere yönelmesi anlaşılabilir bir tercih. Çünkü tatil bütçesini önceden bilmek önemli bir avantaj sağlıyor.
Ancak bu sistemin de maliyeti yükseliyor.
Üstelik herkes otelde kalmak istemiyor. Emekli, memur, işçi, küçük esnaf veya genç bir çift için daha uygun fiyatlı pansiyon, apart, kamp veya kiralık ev seçenekleri önemli.
Burada yerel yönetimlerin ve kamu politikalarının da devreye girmesi gerekiyor.
Turizm bölgelerinde sadece lüks tesislerin değil, farklı gelir gruplarına hitap eden konaklama seçeneklerinin de yaşatılması gerekiyor.
Plaj da ücretli, su da pahalı
Turizm enflasyonunun vatandaş üzerindeki etkisini görmek için sadece otel fiyatlarına bakmak yeterli değil.
Bir ailenin plaja gitmesi bile ayrı bir maliyet haline gelebiliyor. Şezlong ve şemsiye ücretleri, otopark, yiyecek-içecek fiyatları derken “denize girmek” bile bütçe hesabı gerektirebiliyor.
Oysa Türkiye'nin kıyıları yalnızca ticari işletmelerin değil, toplumun ortak değeridir.
Elbette işletmeler para kazanacak. Ancak vatandaşın ücretsiz veya düşük maliyetle yararlanabileceği kamusal alanların korunması da gerekiyor.
Bu noktada denetim büyük önem taşıyor. Fahiş fiyat uygulamaları, tüketicinin yanıltılması ve kayıt dışı faaliyetler turizm sektörünün güvenilirliğine zarar veriyor.
Turizmde fiyat artışı sektörü de vurabilir
İlk bakışta yüksek fiyat, turizm işletmesi açısından daha fazla gelir anlamına gelebilir. Fakat uzun vadede durum farklı olabilir.
Türkiye'de tatil yapmak pahalılaştıkça yerli turist daha ucuz alternatiflere yönelebilir. Bazı vatandaşlar tatil süresini kısaltabilir, bazıları sezon dışına çıkabilir, bazıları ise hiç tatile gitmeyebilir.
Bu durum restoran, market, ulaşım, eğlence ve küçük esnafı da etkiler.
Yani turizm enflasyonu sadece vatandaşı değil, turizm ekonomisinin tamamını ilgilendiriyor.
Çünkü turizmde sürdürülebilir başarı, birkaç ay boyunca yüksek fiyat uygulamak değil, uzun yıllar boyunca insanların yeniden gelmesini sağlayabilmektir.
Çözüm nerede?
Turizmde fiyatların makul seviyelerde tutulması için öncelikle maliyetlerin düşürülmesi gerekiyor. Enerji, ulaşım, gıda ve finansman maliyetlerindeki artışın işletmeler üzerindeki baskısı azaltılmadan kalıcı fiyat istikrarı sağlamak zor.
Bunun yanında rekabet artırılmalı, fiyat şeffaflığı sağlanmalı ve tüketicinin korunmasına yönelik denetimler güçlendirilmelidir.
Vatandaşın karşılaştırma yapabilmesi için otel, restoran ve diğer turizm hizmetlerinde fiyatların açık ve anlaşılır biçimde gösterilmesi de önemli.
Ayrıca turizmi yalnızca yaz aylarına sıkıştırmamak gerekiyor. Kültür, sağlık, spor, doğa ve termal turizm gibi alanların geliştirilmesiyle sezon uzatılabilir. Böylece işletmelerin birkaç ay içinde bütün yılın maliyetini çıkarmaya çalışmasının önüne geçilebilir.
Tatil lüks değil, insani bir ihtiyaç
Türkiye'nin turizmde daha fazla gelir elde etmesi elbette sevindirici. Daha fazla turist, daha fazla döviz ve daha fazla ekonomik faaliyet anlamına geliyor.
Ancak turizmin başarısını sadece yabancı turist sayısıyla ölçmek yeterli değil.
Bir ülkede kendi vatandaşları da ülkesinin güzelliklerinden yararlanabiliyorsa turizm politikası daha kapsayıcı hale gelir.
Bugün birçok aile için tatil hesabı yapılırken önce otel fiyatına, sonra ulaşım giderine, ardından restoran ve diğer harcamalara bakılıyor. “Çocukları da götürürsek ne kadar tutar?” sorusu, tatil planının en önemli parçası haline geliyor.
İşte turizm enflasyonunun vatandaş üzerindeki gerçek etkisi burada ortaya çıkıyor.
Turizm büyümeli, işletmeler kazanmalı, ülke döviz kazanmalı; ancak bütün bunlar yapılırken yerli halk da kendi ülkesinde tatil yapabilme hakkını kaybetmemeli.
Çünkü Türkiye'nin turizm zenginliği sadece yabancıların değil, bu ülkenin vatandaşlarının da hakkıdır.
Asıl hedef, “Türkiye'ye gelen turist daha fazla harcasın” anlayışının yanında, “Türkiye'de yaşayan vatandaş da uygun maliyetle tatil yapabilsin” anlayışını yerleştirmek olmalıdır.
Aksi halde turizm rakamları büyürken, vatandaşın tatil hayali küçülebilir.