Metsims Kıdemli Sürdürülebilirlik Danışmanı Gülbahar Korkusuz Keser’in değerlendirmeleri, seyahat tercihlerinde sürdürülebilirliğin giderek daha fazla önem kazandığını ortaya koyuyor. Özellikle Z kuşağı, daha sürdürülebilir seyahat etme isteğiyle bu dönüşümün dikkat çeken gruplarından biri olarak öne çıkıyor.
Seyahat etmek uzun yıllar boyunca yeni yerler görmek, dinlenmek ve keşfetmekle ilişkilendirildi. Ancak seyahat alışkanlıkları değişiyor. Artık yalnızca “Nereye gidiyorum?” sorusu değil; “Nasıl gidiyorum, nerede konaklıyorum ve ziyaret ettiğim yerde nasıl bir etki bırakıyorum?” soruları da tatil tercihlerinin bir parçası haline geliyor.
Perk tarafından derlenen sürdürülebilir seyahat istatistiklerine göre seyahat edenlerin %85’i daha sürdürülebilir seyahati önemli veya çok önemli görüyor. “Sustainable travel” aramalarının son iki yılda %108 arttığı belirtilirken, küresel sürdürülebilir turizm pazarının 2025 yılında 3,56 trilyon ABD doları seviyesinde olduğu ve 2034 yılına kadar yaklaşık 11,39 trilyon ABD dolarına ulaşması bekleniyor.
Bu göstergeler, sürdürülebilirliğin turizm sektöründe yalnızca niş bir tercih olmaktan çıkarak seyahat kararlarını, işletme stratejilerini ve destinasyon yönetimini etkileyen önemli bir unsur haline geldiğine işaret ediyor.
Z kuşağında sürdürülebilir seyahat isteği daha güçlü
Kuşaklar arasındaki veriler, gençlerin bu değişimdeki rolünü daha görünür hale getiriyor. Perk’in derlediği verilere göre Z kuşağından seyahat edenlerin %75’inin önümüzdeki 12 ay içinde daha sürdürülebilir seyahat etmek istediğini belirtiyor.
Bu oran Y kuşağında %71, X kuşağında %60, Baby Boomer kuşağında ise %47 seviyesinde.
Z kuşağının yaklaşımında seyahat edilen destinasyon kadar konaklama tercihleri de önem kazanıyor. Genç seyahatçiler için tesislerin çevre politikaları, enerji ve su kullanımı, atık yönetimi, yerel halkla ilişkisi ve yerel ürünlere verdiği önem karar sürecinin bir parçası haline geliyor.
“Nereye gidiyorum?” kadar “nasıl seyahat ediyorum?” da önemli
Sürdürülebilir seyahat yalnızca enerji tasarrufu yapmak veya atıkları azaltmak anlamına gelmiyor. Su ve enerji tüketiminin azaltılması, atıkların doğru yönetilmesi, karbon emisyonlarının düşürülmesi ve biyoçeşitliliğin korunmasının yanı sıra yerel istihdamın desteklenmesi ve yerel üreticilerin turizm zincirine dahil edilmesini de kapsıyor.
Bu nedenle gençlerin tatil tercihleri, turizm işletmelerinin ve destinasyonların yaklaşımını da etkileyebilecek bir unsur olarak öne çıkıyor.
Sertifika logosuna bakmak yeterli mi?
Sürdürülebilirlik sertifikaları tüketicilerin karar süreçlerinde yol gösterici olabiliyor. GSTC, sürdürülebilir turizm alanında küresel ölçekte kabul gören standartlar sunuyor. Türkiye’de ise Türkiye Sürdürülebilir Turizm Programı, GSTC tarafından kabul edilen bir çerçeve olarak turizm sektöründe sürdürülebilir dönüşümü desteklemeyi amaçlıyor.
Ancak yalnızca bir sertifika logosu görmek yeterli değil. Sertifikanın güncel olup olmadığı, bağımsız bir denetim süreci içerip içermediği, kapsamı ve işletmenin sürdürülebilirlik iddialarını günlük uygulamalarına yansıtıp yansıtmadığı da sorgulanmalı.
Gençler için sürdürülebilir seyahat ne anlama geliyor?
Seyahatin daha sürdürülebilir hale gelmesi, her zaman daha az seyahat etmek anlamına gelmiyor. Daha bilinçli tercihler yapmak, gidilen destinasyonun doğal ve kültürel değerlerine saygı göstermek, yerel ekonomiye katkı sağlayan işletmeleri tercih etmek ve sürdürülebilirlik iddialarını sorgulamak bu yaklaşımın önemli parçaları arasında bulunuyor.
İş seyahatlerinde de benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Amex GBT; şirketlerin seyahat emisyonlarını takip etmesini, çalışanları daha düşük etkili seçeneklere yönlendirmesini ve demir yolu alternatifleri, daha düşük emisyonlu uçuşlar, kabin sınıfı tercihleri ve sürdürülebilir havacılık yakıtı gibi seçenekleri değerlendirmesini öneriyor.
Gülbahar Korkusuz Keser’in değerlendirmesine göre sürdürülebilir turizm bir pazarlama ifadesinden daha fazlası. Ölçülebilir, denetlenebilir ve sürekli gelişim gerektiren bir yaklaşım.
Z kuşağının seyahat tercihleri ise bu dönüşümün önemli göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Geleceğin seyahat anlayışında yalnızca gidilen yer değil, o yere bırakılan izin niteliği de önem kazanıyor.