Ali Can Aksu- Turizoom Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye son yıllarda gastronomi turizmini geliştirmek, uluslararası alanda tanıtmak ve dünya mutfakları arasında hak ettiği konuma taşımak adına önemli çalışmalar yürütüyor. Gastronomi festivalleri, uluslararası organizasyonlar, Michelin yıldızlı restoranlar, ünlü şefler ve özel tadım etkinlikleri bu çalışmaların önemli bir bölümünü oluşturuyor. Ancak burada üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir konu var. Biz gastronomiyi gerçekten toplumun kültürel zenginliği olarak mı tanıtıyoruz, yoksa giderek yalnızca ekonomik gücü yüksek insanların ulaşabildiği lüks bir tüketim alanına mı dönüştürüyoruz?
Bana göre bugün Türk gastronomisinin tanıtımında sorgulanması gereken en önemli meselelerden biri budur.
Gastronominin gerçek zenginliği yalnızca tabağın sunumunda değil, o tabağın arkasındaki toprakta, üreticide, gelenekte, kültürde ve insan hikâyesindedir
Öncelikle bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor. Gastronomi yalnızca Michelin yıldızlı restoranlarda sunulan, özel tabaklarda servis edilen, yüksek fiyatlarla pazarlanan yemeklerden ibaret değildir. Elbette uluslararası gastronomi rehberleri, nitelikli restoranlar ve başarılı şefler ülkemizin tanıtımına katkı sağlamaktadır. Bu çalışmaların değerini inkâr etmek mümkün değildir. Ancak gastronominin bütününü bu anlayışla temsil etmeye çalışmak, Anadolu’nun binlerce yıllık mutfak kültürünü dar bir çerçeveye hapsetmek anlamına gelir. Çünkü gastronominin gerçek zenginliği yalnızca tabağın sunumunda değil, o tabağın arkasındaki toprakta, üreticide, gelenekte, kültürde ve insan hikâyesindedir. Bir köy sofrasında sunulan yöresel yemek, kimi zaman dünyanın en pahalı restoranında sunulan bir tabaktan çok daha güçlü bir kültürel hikâye taşır.
Yerel mutfaklar Türkiye’nin gerçek gastronomi hazinesidir
Son yıllarda gastronomi etkinliklerinin önemli bir bölümünde lüks mekânların, yüksek fiyatlı menülerin, ünlü şeflerin ve seçkin davetli gruplarının ön plana çıkarıldığını görüyoruz. Bu yaklaşımın zaman içerisinde toplumda yanlış bir algı oluşturma riski bulunmaktadır. Sanki gastronomi yalnızca belirli bir gelir grubunun ilgi alanıymış gibi bir görüntü ortaya çıkmaktadır.
Gastronomiyi yalnızca pahalı restoranların vitrinine yerleştirirsek, onu doğuran toplumdan ve kültürden uzaklaştırmış oluruz. Bu nedenle Türkiye’nin gastronomi politikalarında daha kapsayıcı, daha ulaşılabilir ve yerel değerleri merkeze alan bir anlayışa ihtiyaç olduğuna inanıyorum.
Yerel mutfaklar Türkiye’nin gerçek gastronomi hazinesidir.